İlke 1: Saha Önceliği - Her Şey Sınıfta Başlar
Bizim için her şey, gerçek bir sınıf ihtiyacıyla başlar. Soyut fikirlerden veya popüler teknolojilerden yola çıkmayız. Başlangıç noktamız her zaman sahadan gelen bir problem, bir soru veya bir ihtiyaçtır. Çözümlerimizin, bir öğretmenin yoğun temposu içinde, minimum çabayla maksimum faydayı sağlayacak şekilde tasarlanması gerektiğini biliriz. Bir çözüm pratik değilse, bizim için iyi bir çözüm değildir.
İlke 2: Bilimsel Rasyonellik - Pusulamız Bilimdir
Kişisel varsayımlar veya geçici eğitim modaları yerine, kararlarımızı kanıta dayalı bilgi ve bilimsel ilkeler üzerine kurarız. Belirli bir eğitim teorisinin katı bir savunucusu değiliz. Bunun yerine, karşılaştığımız probleme çözüm olabilecek en uygun bilimsel modelleri (bilişsel bilim, motivasyon psikolojisi vb.) birer araç olarak kullanırız. "Bu çözümün işe yarayacağını nereden biliyoruz?" sorusunu sürekli sorarız ve cevabımızın bilimsel araştırmalara dayanmasını hedefleriz.
İlke 3: Etkin Teknoloji - Güçlü Bir Katalizör
Teknoloji, asla kendi başına bir amaç değildir. Sadece pedagojik bir hedefi daha etkili, daha verimli veya daha ölçeklenebilir bir şekilde gerçekleştirmemizi sağlıyorsa değerlidir. Teknoloji sayesinde en iyi pedagojik uygulamaları her sınıfa ulaştırabilir, bir öğretmenin tek başına yapamayacağı görevleri (her öğrenciye anında geri bildirim vermek gibi) mümkün kılabiliriz. Teknoloji, insan kapasitesini artıran bir güçtür.
İlke 4: Yapay Zeka - Akıllı Bir Asistan, Bilge Bir Rehber Değil
Yapay zeka, öğretmenin mesleki sezgisinin veya bir öğrenciyle kurduğu insani bağın yerini alamaz. Felsefemizde yapay zeka, öğretmenin "döngüde" olduğu bir prensiple çalışır. AI önerir, taslak oluşturur; ancak son kararı her zaman sınıfını en iyi tanıyan öğretmen verir. Onu, öğretmenin rutin yükünü hafifletmek, farklılaştırmayı kolaylaştırmak ve yeni fikirler için bir ilham kaynağı olmak üzere, etik ve şeffaflık ilkeleriyle kullanırız.